Nobel ödüllü eski IMF Başekonomisti Simon Johnson, PD Dergi’ye konuştu: Yapay zeka insanlığı tarihin derin gelir uçurumuna sürükleyebilir

Img

Aslı SÖZBİLİR

Patronlar Dünyası yazarı Aslı Sözbilir, 2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi, eski IMF Başekonomisti Simon Johnson ile konuştu. Patronlar Dünyası Dergisi için çarpıcı açıklamalarda bulunan Johnson’a göre askeri ve ticari çatışmalar küresel mimariyi yeniden şekillendirse de aslen kazananları ve kaybedenleri yapay zekanın (AI) hızı ve üretim ilişkilerini dönüştürme biçimi belirleyecek.

Ancak ortada çok keskin bir tezat var: Siyasi otoriteler ve teknokratlar yapay zekanın verimlilik vaatlerine odaklanırken, Silikon Vadisi ve küresel sermaye bu teknolojiyi agresif bir otomasyon ve maliyet kısma aracı olarak konumlandırıyor. Johnson, tam da bu noktada hayati bir uyarıda bulunuyor: “Mesele teknolojinin kapasitesi değil, gücün kimin elinde olduğudur.”

“AKILSIZ” OTOMASYON DALGASI

Kurumların küresel refah ve eşitsizlik üzerindeki rolünü inceleyen çalışmalarıyla Nobel’e layık görülen Johnson görüşlerini, madalyayı paylaştığı Daron Acemoğlu ile kaleme aldığı Power and Progress (Güç ve İlerleme) kitabındaki teorik çerçeveye dayandırıyor.

Mevcut gidişata acilen müdahale edilmediği takdirde bu muazzam teknolojik gücün küresel gelir adaletsizliğini tarihte benzeri görülmemiş bir uçuruma sürükleyeceğini savunan ekonomist, yapay zekanın herkese kendiliğinden refah getireceği yönündeki beklentiyi bir “hezeyan” olarak nitelendiriyor.

Johnson, orta sınıfı ve tüketiciyi yok eden bu “akılsız” otomasyon dalgasına karşı devletlerin acilen uyanması ve devasa veri merkezlerinin işlem gücüne vergi getirilmesi gerektiğini savunuyor.

ÇALIŞAN YANLISI BİR YAPAY ZEKA MODELİ

Silikon Vadisi’nin insanı denklemden çıkaran refleksine karşı net bir duruş sergileyen Johnson’a göre, küresel kapitalizmin geleceğini kurtaracak yegâne reçete, teknolojiyi insanın yetkinliğini artıracak şekilde tasarlayan “çalışan yanlısı bir yapay zekâ” (pro-worker AI) modelini kurumsal bir zorunluluk olarak hayata geçirmekten geçiyor.

Büyük değişimler yaşandığını ancak daha büyük itici gücün yeni teknoloji; özellikle de yapay zekâ olduğunu söyleyen Johnson, şöyle devam ediyor:

“Kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği ve bunun küresel ticaretin yapısını nasıl değiştireceği henüz belli değil.

Yapay zekanın herkese mutlaka ve kendiliğinden refah getireceğini varsaymak bir yanılsama, hatta belki de bir hezeyandır. Ancak bu teknoloji hem verimlilik artışını tetikleyecek hem de refahın adil paylaşılmasını sağlayacak yöntemlerle geliştirilip devreye alınabilir.

Başkanlığını yürüttüğüm Birleşik Krallık’ın yeni Yapay Zekâ Ekonomisi Enstitüsü’nde (AI Economics Institute) temel önceliğimiz tam olarak bu. Bence tüm ülkelerin benzer bir mekanizma kurması gerekiyor; böylece politika yapıcılar yapay zekanın tüm boyutlarını ve etkilerini kavrayabilir, önlerindeki makul politika seçeneklerini enine boyuna düşünebilirler.”

“REFAHI ADİL PAYLAŞACAK ÇÖZÜMLER TALEP EDİLMELİ”

Johnson, “Türkiye gibi kırılgan bir piyasa, bu teknoloji uçurumu kalıcı hale gelmeden önce, yüksek katma değerli büyüme için gerçekçi bir “uygun teknoloji” stratejisini nasıl tasarlayabilir” sorusuna ise şu cevabı veriyor:

“Benzer vizyona sahip diğer ülkelerle bir “satın alma bloku” oluşturmanızı ve ardından yapay zekâ şirketlerinin kapısını çalarak kendi ekonominize doğrudan katkı sağlayacak, verimliliği artırırken refahı da adil paylaşacak çözümler talep etmenizi öneririm. Kendi önceliklerine bırakıldığında, Silikon Vadisi’nin dönüp sizin için en faydalı olana odaklanacağını hiç sanmıyorum.”

Halen MIT Sloan School of Management’ta ekonomi profesörü olan Johnson’un Çin’den İran’daki savaşa geniş bir perspektiften yaptığı değerlendirmelerin tamamını okumak için linki tıklayın:

https://pddergi.com/

patronlardunyasi.com

yok

Author: Ahmet Arslan