İnsanları İzmir’e çeken doğa değil yaşam tarzı

Gülen yüzü ve pozitif enerjisiyle halkın sevgisini kazanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, SÖZCÜ HaftaSonu’na konuştu. İzmir’i diğer kentlerden ayıran en önemli özelliğinin yaşam tarzı olduğunu dile getiren Başkan Tunç Soyer,

“Bir liman kenti olan İzmir’de birbirinin dilini, dinini, yaşam tarzını bilmeyen insanlar birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi ve paylaşmayı öğrenmişler. Bu aslında demokrasi demek. Dolayısıyla İzmir demokrasinin kalesidir. Bir arada yaşayabilmek, bundan mutluluk duyabilmek, farklılıkları bir zenginlik olarak görebilmek. Bu herkesin özlediği bir şey. O nedenle insanlar İstanbul’dan, Ankara’dan göçüp geliyorlar İzmir’e. Çünkü orada başka bir hayatın mümkün olduğunu, bu kadar sert, gaddar, acımasız bir iklimin olmadığını biliyorlar.  Mesele sadece deniz, doğa değil. O yaşam tarzı çekiyor insanları” ifadelerini kullandı.

Geçmişin kültürel birikimlerini bugünle harmanlayıp bir dünya kenti yaratmayı hedeflediğini dile getiren Soyer, şöyle konuştu:

“İzmir son 50 yılın, 100 yılın şehri değil. 8 bin 500 yıllık bir şehir ve 8 bin 500 yıl boyunca ayakta kalmış bir şehir. O nedenle çocukluğumdaki birçok tadı, güzelliği bugün göremiyor olsam da şunu biliyorum: Başka bir şey mümkün. Bir tür iade-i itibar mümkün. Geçmişin o doğal mirasını ve kültürel mirasını bir hazine olarak görüp, bunun İzmir’in geleceğini aydınlatmasına imkan yaratmak istiyorum.”

UCLG zirvesi İzmir’den ışık saçacak

Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı (UCLG) Zirvesi, Başkan Soyer’in girişimiyle bu yıl ilk kez Türkiye’de, İzmir’de yapılıyor. 9 Eylül’de başlayan zirvenin 2 yılda bir yapıldığını söyleyen Soyer, “65 ülkeden katılımcımız var. Buradan çıkacak manifesto en az 2 yıl insanlığın gündeminde olacak” dedi.

Ekonomi-ekoloji çatışması bitmeli

Lüks makam aracı yerine çevre dostu bisiklet kullanan Başkan Tunç Soyer, bunun nedenini şöyle anlattı: “Şu anda iklim krizi insanlığın önündeki en büyük felaket. Nasıl aydınlanma çağı insanlığın ileriye gitmesi için insanlığı aydınlatan bir misyon üstlenmiştir, bugün de ekolojik düşünce sadece insanlığı değil, kainatı kurtarmak için bir düşünce sistemi üretiyor. İklim Değişikliği Daire Başkanlığı’nı onun için kurduk. İklim değişikliği o kadar büyük bir çatı ki, içinde göçten gıda güvenliğine, yerel tohumlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına, çöplerin ayrıştırılıp toplanmasına kadar birçok unsur var. Bunların hepsi iklim değişikliğiyle, iklim kriziyle ilgili. O nedenle ekonomi ile ekoloji arasındaki çatışmayı bitirip, bu ikisini birbirine yaklaştırmak mecburiyetindeyiz. Kullandığım araçla, yaşam tarzımla, belediyedeki yönetim anlayışıyla örnek olmak istiyorum… İklimle barışık, doğayla barışık bir yönetim yapmaya çalışıyorum.”

SANAT VAZGEÇİLMEZİMİZ

Gençliğinde 5 yıl tiyatro yapan, gitar ve akordeon çalabilen Başkan Tunç Soyer, ekonojik yaşam gibi sanatın da insan için vazgeçilmez olduğunu düşünüyor. Pandeminin ekonomi kadar kültür sanat alanında da büyük sıkıntı yarattığını söyleyen Soyer, “Sokak sanatçılarından, tiyatrolara, müzik gruplarına, konserlere hatta resim sanatına, yani her sanat dalını çok olumsuz etkiledi. Ekmeğini buradan kazanan sanatçılar üretim yapamaz hale geldiler. Biz belediye olarak Şehir Tiyatrosu’nu kurduk ve Eylül’de, Ekim’de iki oyunla sahne açacaklar. Sinema ofisimiz güçlü biçimde yol alıyor. Sinema sektörünün İstanbul’da tıkandığını düşünüyoruz ve İzmir’de nefes alacakları bir yer açmayı hedefliyoruz.”

Kutuplaşma kültürünün yansımaları var

Merkezi otoritenin yerel yönetimlerin iş ve hizmet üretmesine imkan vermesi gerektiğini dile getiren Tunç Soyer, “Maalesef burada Türkiye’nin o kutuplaşma kültürünün yansımalarını görebiliyoruz” dedi. Soyer, bu konuda karşılaştıkları sorunları iki örnekle açıkladı:

“İzmir’in sembol binalarından biri, elektrik fabrikasının ihalesi vardı. SİT olduğu için sadece restore edebilirsiniz. 35 milyon bedelle ihaleye girdik. Bize verilmesi gerekirken ihaleyi iptal ettiler. Bina çürümeye terk edildi. Biz orayı bir yaşam alanına, kültür sanat merkezine dönüştürecektik.

Bir de Küçük Menderes Havzası’nda Kaymakçı Mahallesi var. Kanalizasyon tarlalara akıyor. Arıtma tesisi yapmamız lazım. İl Tarım Müdürlüğü. ‘Burası tarım arazisi’ diyerek izin vermiyor. Tarım arazisi diye izin vermediği yer tarım arazilerini kirletiyor. Bunları çok dillendirmek istemem. Çünkü biz merkezi yönetimle birlikte başarmak istiyoruz.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir